Reklam
Genel

Hüznün Bir Dakikası Bir Ömre Sığar

Reklam

NOT: Bu yazıyı okurken youtube’den ‘’GÖNÜL DAĞI VEYSELİN ÇİLESİ’’ müziğini açıp dinlerseniz yazdıklarım daha uzaklara götürecektir sizi…

Fakirliğin kol gezdiği, plastik çizmelerimi yırtıncaya kadar top koşturduğumuz çamurlu sokaklar geldi aklıma nedense!

Akşam dedemden çizmelerimi, kara lastik ayakkabılarımı saklardım. Hem korkardım hem de ‘’parası yok yenisini nereden alacak’’ diye üzülürdüm.

Kolay değildi dedemin omuzundaki yük!

Ninem, annem ve biz iki kardeş, iki odalı kırık dökük rutubet kokan bir evde yaşıyorduk. Ağır işlerde çalışıp evi geçindirmeye çalışırdı; ama yine de mutluyduk. Fakirliğin en âlasını yaşıyorduk belki; ama Allah’ım şahit, mutluyduk.

Annemin saçlarına daha aklar düşmemişti, nasıl olsa dağ gibi dedem de vardı, neden mutlu olmayalım ki?

Sonra büyüdük, hayat her birimizi bir buğday tanesi gibi ayrı yerlere savurdu. Güzel olan ne varsa, yavaş yavaş kaybettik.

Önce dedem, arkasından hayallerim göçtü bu dünyadan…

Şimdiki yaşantımızda fakirlikten eser kalmadı çok şükür; ama ben hâlâ iki kardeş yattığımız o odayı, top koşturduğumuz çamurlu sokakları, gül yüzlü, yorgun, dıştan sert; ama içten yufka yürekli dedemi özlüyorum…

Şu yazacaklarımı bunları hatırlayarak yazıyorum, yazıyorum yazmasına da ben niye ağlıyorum ki? Ben ne yaşadım bu kadar, niye gönlüme, ruhuma, aklıma işliyor bu yaşananlar. Belki Anadolu’nun bozkır bir köyünde büyüdüm, yalınayak yamaçlarında koştum, pınarlarından kana kana şu içtim. Gün oldu dert ortağım oldun, gün oldu gölgende serinledim. Beni de sen pişirdin bozkır, canına bin bereket…

Peki, bu içimiz ne olacak dostlar.

Hani kimsenin canı acımasın, bizden başka kimse üzülmesin diye doldurduğumuz içimiz ne olacak.

Dosttan, yârdan dertleri alıp alıp uçan kuşun önünden rüzgârı çektiğimiz yüreğimiz ne olacak.

***

Sözü tesirli olmayacaksa, sükût lehçesine bürünmeli insan.
Mevzuyu izah edeceğim derken hem kendine hem kelama hem de gönle zarar
vermemeli.
Herkes kalbinin ekmeğini yermiş hâfız.
Haram olanından değil, en temiz ve en helal olanından.
Ne olur kırmayın kimsenin kalbini ve ümitlerini.
Yıkmayın sevenlerin hayallerini…

***

Terk-i edepten uzak durmalı insan.

Kelâm-ı kibar etmeli.

Hoş görmeli cemi cümleyi.

Fâni âlemden bâkî âleme göçerken her evin cenazesi olabilmeli.

Minareden sabâ makamında bir salâ ile ilân edilirken yokluğu, kubbede hoş bir sadâ bırakmalı varlığı.

***

Nasıl yapıyorduk Hâfız?
Yalanını yakaladığımız birine karşı tavrımız nasıldı?
Hiçbir şey olmamış gibi davranıp yalanını nereye kadar götürebileceğini mi
bekliyorduk?
Yoksa bıçak gibi muhabbeti kesip atıyor muyduk?
Bilen varsa söylesin Hâfız?

***

Keşke…
Ön yargılı olmaktan uzak dursak.
Peşin hüküm vermesek hiç kimse hakkında.
Sonradan üzüleceğimiz durumlara düşmeden önce hüküm sahibi değil, fikir
sahibi olabilsek.
Gözümüzle görsek bile gönlümüzden ‘’kul hakkına girer bu’’ bir de kendisine
soralım diyebilsek.
Keşke…

***

Acıtacak Hâfız, acıtacak…
Zamanla bazı şeyle, her birimizin canını acıtacak.
Bir gün annemizi başucumuzda göremeyeceğiz, acıtacak.
Babamızı toprağa koyacağız, acıtacak.
Birini çok seveceğiz, birine deli gibi âşık olacağız, ama onunla
kavuşamayacağız, çok acıtacak…

***

Üzüyorsunuz!
Kırıyorsunuz!
Ön yargılarınızla hüküm veriyorsunuz!
Zannediyorsunuz ki yaptıklarınız yanınıza kâr kalacak.
Fakat bir şeyi unutuyorsunuz!
Rabb’im yarına bırakır; ama yanınıza bırakmaz!

Merhem kullanmamız yaralarımızın olmadığı anlamına gelmez Hâfız.

‘’Fe inne meal usri yüsra’’ âyetine sığınmışız. Ondandır susuşumuz.

***

Her birinize ayrı ayrı duam şudur değerli dostlar;
Rabb’im (cc) hakikâti söylerken kekelemekten, hakikâti yaşarken de
lekelemekten cümlemizi muhafaza eylesin inşallah.
Rabb’im (cc) sizi nerede görmek istiyorsa, ben de gönlümden sizleri de orada
görmek isterim.

Yaşantımız ne olursa olsun, şükredelim halimize.
Bâkî selam ve muhabbetlerimle.

Son güncelleme: 19 Kasım 2020 – 12:13

Reklam

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu