Reklam
Genel

Söz Yaşları Gözyaşlarıma Karışınca

Reklam

Keşke sorabilsek bir yaşındaki çocuğa;

‘’En çok şefkati, muhabbeti, aşkı, sevgiyi yaşadığı an, hangi andır?’’ diye. Annesinin şiddetinden korkup, yine annesinin şefkatine sığındığı andır. Korkar; ama annesine sığınır. Kul da Allah’a karşı böyle olmalıdır can dostlar. Zannedilmemelidir ki ağlamak; bir şikâyettir, bir serzeniştir, bir isyandır.

Hayır! Ağlamak, Allah’a sığınmaktır.

Ya Rabb’i!

Ben acizim, sen kadiri mutlaksın demektir.

Dünyaya güvenme, bel bağlama, dayanma, yıkılacak diyor Yaradan.

Ben zenginim, bana bir şey olmaz.

Ben meşhurum, bana bir şey olmaz…

Ben ilim sahibiyim, bana bir şey olmaz deme!

Boynundan beynine binlerce hat geçiyor, biri tıkanıverse ya delisin ya da ölü.

Yok, elde bir şeyin işte!

‘’Servetine güvenme, bir kıvılcım yeter.

Hüsnüne güvenme, bir sivilce yeter.’’ Dedi eskiler.

Ne kaldı geriye değerli dostlar?

Ne güzellik ne meşhurluk ne de zenginlik, sadece kalpteki muhabbet kaldı.

Onun için kalbi terbiye etmeyi, kalbe muhabbeti yerleştirmeyi ve kalbi gözyaşıyla temizlemeyi dert edinmeli insan.

Dün ikindi vakti yaklaşırken biraz önce yukarıda okuduğunuz cümleler ile dertleşiyordum.

Yedi Güzel Adam şu dünyadan gelip geçmiş…

Güzellikleri, muhabbetleri, kubbede bıraktığı hoş sadâlarıyla anılmışlar hep.

Günümüzde ‘’Yedi Güzel Adam’’ olmak çok zor; ama ‘’Yeni Güzel Adamlar’’ olmamak için hiçbir engel de yok. Yeter ki niyetlenelim. Uzun zamandır tanıdığım, çayını, çorbasını içtiğim değerli bir dostum yakın zamanda çok güzel bir esere imza attı. Yazmış olduğu kitapların hemen hemen hepsini okumak da nasip oldu şimdiye kadar. Edebiyatımızda ilklerin kitabı olma özelliği taşıyan ‘’Aşkın Gözyaşları’’ kitaplarının da satır aralarında olmayan, kalpten kaleme gelip de kâğıda dökülmeyen yaşanılanların yazıldığı nur topu gibi ilk kalem arkası bir kitap dünyaya geldi. İki dostun dertleşmesi olan bu güzide eser, kitapçılarda yerini almaya başlar başlamaz benim de gönül dünyamda yerini aldı ve bir gecede okudum. Okurken yeri geldi hayıflandım, yeri geldi hayret makamında durup sorular sordum, yeri geldi söz yaşları gözyaşlarıma karıştı. Kimi zaman Murat oldum, kimi zaman Sinan, kimi zaman da… Bu kitap öylesine sirâyet etti ki ruhuma, öyle sarıp sarmaladı ki bedenimi… Yazılanlar, konuşulanlar hayatımdan kesitler taşıyordu. Belki de ondan bu kadar işledi içime…

‘’Hocam, sizi bu kadar etkileyen kitabın adı ne?’’ sorusunu duyar gibiyim.

Sevgili dostum Sinan Yağmur’un AŞKIN GÖZYAŞLARI ŞEMS/Kalem Arkası kitabı. Birçoğumuzun ezbere bildiği ‘’Kalbim Yaralı’’ eserini seslendiren merhum Murat GÖĞEBAKAN’ımız ile sevgili dostum Sinan YAĞMUR’un, iki Şems yüreklinin, biri içeriden diğeri dışarıdan, Şems ve Mevlânâ dostluğundan aşka olan yolculuklarının muhabbet ikliminde, kalemden öte kalbe yansımalarını zikreden sade ve akıcı bir eser. Öncelikle merhum Murat GÖĞEBAKAN’ımıza Rabb’imden gani gani rahmet niyaz ediyorum.

Muazzez ailesine de yeniden baş sağlığı ve sabır diliyorum.

Sevgili dostum Sinan’ıma böylesi güzel bir eserle bizleri nasiplendirdiği

(dertlendirdiği) için de cân-ı gönülden teşekkür ediyorum.

Vaktin birinde şöyle bir kelam etmiştik Hüzünlü Müezzin olarak;

‘’Terk-i edepten uzak durmalı insan.

Kelâm-ı kibar etmeli.

Hoş görmeli cemi cümleyi.

Fâni âlemden bâkî âleme göçerken her evin cenazesi olabilmeli.’’

Minareden sabâ makamında bir salâ ile ilân edilirken yokluğu, kubbede hoş bir

sadâ bırakmalı varlığı.

İşte kubbede hoş bir sadâ bırakıp giden Murat GÖĞEBAKAN…

Ruhun şâd, makamın âli olsun inşaALLAH…

 

Son güncelleme: 4 Aralık 2020 – 11:04

Reklam

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu