Nasıl insan geç kalırsa bazen yaşama,
Mevsimler de gecikirmiş meğer.
Ağaçlar yaprağa, dallar çiçeğe
Yağmur toprağa gecikirmiş.
Güneş sabaha naz çeker,
Uzar gidermiş geceler.
Öğrendim bunu zamanla…
Sessiz ve durgun sular gibidir hayatın sırrını arayanlar. Derinden akar, görünenin ardındaki sırra ve hikmete bakarlar. Derler ki dünya bir penceredir, her uğrayan şöyle bir bakıp geçer. Her yeni eskir, her yaşlanan zeval bulur, her canlı ölür. Bazen geç bazen erken…
Peki, nedir zaman?
Dünya nedir?
Nedir insanın dünyadaki hali?
Bize hayatı öğreten Efendimiz der ki: ‘’ Dünyada ben, bir ağaç altında gölgelenen,
sonra da onu terk edip giden bir yolcu gibiyim.’’
Dünya bir gölgeliktir kıymetli dostlar. İnsan ise bu gölgelikte kısa bir vakit dinlenen yolcu…
Çünkü yolcu olmak, kalmak ile gitmek arasında, ruhunu ve kalbini şahit olduklarıyla genişleterek var olmaya çabalamaktır.
Yürüyüşünü zorlaştıran dünyaya takılıp sendelemeden, bir misafir gibi geçip gideceğinin farkında olmaktır.
Kimi zaman yorulmak, çoğu zaman susmak, bazen gülmek ve ağlamak, ama ‘’sadece’’ geçtiğinin farkında olarak kendini aramak ve geçerken en çok da kendine rastlamayı ummaktır. Yolcu olmak, bütün yolların Allah’a çıktığını bilerek geçerken güzel bir iz bırakmaya çabalamaktır. Dünya büyük bir çelişkidir. Her şey için bazen çok geçtir bazen de çok erken. Ama aslında hiçbir şey için ne geçtir ne de erken. Dünya işte tam da bu kadardır. Hepimiz bu dünyadan sadece bir kere geçiyoruz.
Biz, hayatın, insanı anlamaktan geçtiğine ve ‘’sadece geçiyor olduğumuzu’’ bilmenin ruhumuzu incelteceğine inanıyoruz. Yolculuğumuzu, geçerken gördüklerimizi ve geçerken şahit olduklarımızı herkesle paylaşmak istiyoruz.
Ne güzel kelâm-ı kibar etmiş Cengiz Numanoğlu;
‘’Dağlara özenip, tepeden bakma,
Mezar taşlarına, rütbeni çakma,
Şu cennet köşkünü, kibirle yakma;
Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
Ya ihlas, ya iflas, üçüncüsü yok…’’
Hoşça bakın zatınıza…
Selam ve dua ile.

Son güncelleme: 10 Aralık 2020 – 12:28



