Kelâm var mıdır Allah’ım kelâmın üstüne?
Selâm var mıdır Allah’ım selâmın üstüne?
Selâmün Aleyküm…
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) doğumu anlatan, güzel bir şiirle ‘’Bismillah’’ diyoruz yazımıza…
Dursun Ali Erzincanlı’nın neredeyse hepimiz tarafından bilinen ‘’SEN YOKTUN’’ adlı şiiri, mevzuyu derinlemesine anlatmakta değerli dostlar…
Sen yoktun…
Hz Âdem’deydi nurun.
Önce cenneti,
Sonra yeryüzünü şereflendirdin.
Âdem nuruna affedildi.
Arafat bu affa şâhitti.
Sen yoktun…
Nuh’un gemisindeydi Nurun…
Dalgalar yeryüzünü boğarken,
Toprağın bağrındaki su,
Gökyüzüyle buluşurken,
Ve bu bir ilâhi azap derken,
Allah nurunu taşıdı binbir sebeple.
Tûfan, nurunu selâmladı edeple…
Sen yoktun…
Hz.İsmail’in alnındaydı Nurun.
İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden;
“Rabbimiz” dedi,
“Onlara kendi içlerinden
Senin ayetlerini okuyacak,
Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
Onları temizleyecek bir elçi gönder.
Âmin dedi on sekiz bin âlem,
Nurunla aydınlanan minicik ellerini semâya kaldırarak,
Âmin dedi İsmail.
Hira Nur Dağı âmin diyerek ayağa kalktı,
Medine’den adı Uhud olan bir âmin yankılandı Sevr Dağı’nda.
Sen yoktun…
Hz.İsa “Ahmed” diye muştuladı seni.
Âlemlerin efendisi diye sana seslendi.
Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine.
Çünkü bu âlemin reisi geliyor…
Bekleyin Ahmed geliyor.
Kâinata rahmet geliyor.
Havarilerin yüzünü okşayan,
Ölüleri dirilten bir nefes oldun.
Ama sen yoktun…
Sen yoktun Sultânım,
Hz. Abdullah’ın alnındaydı Nurun.
Başı eğik gezerdi mazlum.
Huteyle göklerden seni sorardı.
Varaka seni arardı semâda.
Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
Ağlayarak süslediler ölüme…
Ağlayarak ’’hadi dayına gidiyorsun’’ dediler.
Sen yokken,
Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.
Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.
Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi…
En son çocuk atılırken çukura,
Annesinin suretinde bir melek tuttu onu.
Ve tebessüm ederek Hira Nur Dağı’nı gösterdi.
Melekler süslüyordu Hirâ’yı.
Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur,
Efendisine hazırlanıyordu Mekke.
Âlem Efendisine hazırlanıyordu.
Kâinatın gözü Hz. Âmine’deydi.
Toprak yalvarıyordu rabbine,
Allah’ım gönder artık diyordu.
Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semâda.
Ve bir gelişin vardı Ya Rasulallah,
Bir inişin vardı yeryüzüne…
Önünde Cebrail!
Ardında yalın kılıç melekler!
Bir inişin vardı yeryüzüne…
Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de.
Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.
Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.
Her şey sus pus olmuştu.
Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu ay!
Kâinat bir isim duymak istiyordu.
Ve bir ses yükseldi Âmine’nin evinden;
Muhammed!
Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.
Muhammed!
Melekler öptü o nurdan ellerini.
Muhammed!
Seni yaratan Allah’a kurbânız ey dürri yekta!
Sana o adı veren rahmana kurbanız.
Artık sen vardın…
Susuz topraklara rahmet indi seninle.
Annenden sonra anne Halime sevindi seninle.
Yağmura mı ihtiyaç var?
Kaldır şahadet parmağını,
Yağmurları salsın Allah.
Sonra tut ağacın yaprağını,
Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.
Yeter ki sen iste,
Sen iste Ya Rasulallah.
De ki ben kimim?
Dağlar, taşlar dile gelsin,
Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
Ente Rasulullah desin.
…
Mevlid, sözlükte “doğum yeri ve zamanı” anlamına gelir. Mevlit Kandili, iki cihan güneşi âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) dünyaya gelişinin yıl dönümüdür.
Kandiller ışıklarıyla sadece karanlık gecelerimizi değil, aynı zamanda manevi feyizle de daralan ve kirlenen gönüllerimizi aydınlatan kutlu zaman dilimleridir. Mevlit Kandili; Peygamberimizin insanlık ve merhametini, insaf ve adâletini, kerem ve cömertliğini, kısaca insanlığa sunduğu değerleri anlayıp hayatımızı onun yüce ahlâkıyla güzelleştireceğimiz bir tazeleme vaktidir.
Bugün, beşeriyetin en kutlu doğuma şahitlik ettiği mübârek bir gün değerli kardeşlerim. İnsanlığın en kurak, en makûs dönemlerinden birinin daha sona ermeye yüz tuttuğu, Âdemoğlunun efkârını kaplayan küfür ve cehâlet bulutlarının bir kez daha dağılmaya mahkûm olduğu, yerlerin ve göklerin Muhammedi nura gark olduğu gün.
Müberra kitabımızda biz müminler için en güzel örnek olarak peygamber efendimiz takdim edilir. Onun yolu güzellikler yoludur. Onun yolu, hak, hakikât, adâlet, sadakat, ahlâk yoludur. Onun yolu, merhamet, şefkat, hoşgörü, birlik, beraberlik yoludur. Bu yol, her iki âlemde huzur ve mutluluğa götüren kutlu bir yoldur.
Değerli dostlar;
Mübârek cumamız ve Mevlid Kandili’miz hayırlara vesile olsun inşALLAH.
Rabbi’miz, Mevlid-i Nebi’yi ülkemiz, gönül coğrafyamız ve bütün insanlığın huzuruna vesile eylesin inşALLAH.
Bâkî selâm ve muhabbetlerimle…
Son güncelleme: 8 Kasım 2019 – 16:26



