Reklam
Köşe Yazarları

⁠Yatırımlar Var, Para Kazanma Tercihleri Değişti: Eğitimi Doğru Anlamak

⁠Yatırımlar Var, Para Kazanma Tercihleri Değişti: Eğitimi Doğru Anlamak

Reklam

Bugün şöyle bir yazı okudum;

  • ⁠442 bin öğrenci okulu bırakmış…
  • ⁠779 bölüm hiç tercih edilmemiş…
  • ⁠Üniversite başvuruları bir milyon azalmış…

Haliyle sessiz kalamadım. Öncelikle SAKİN! Her duyduğun rakamı felaket senaryosuna çevirmek artık millî sporumuz oldu.

Son yıllarda eğitimle ilgili olumsuz veriler gündemde sıkça yer alıyor. Zorunlu eğitim çağındaki 442 bin öğrenci okulu bırakmış, üniversite başvuruları son iki yılda bir milyon azalmış, mezunların yarısı işsiz kalmış, 779 bölüm hiç tercih almamış… Fen liselerinin yarısı mezuna kalmış, lise birincileri bile düşük puan almış. Tuhaf mı? Asla.

Bu durum yalnızca Türkiye’ye özgü değil; küresel bir gerçeklik.Unutulmamalı ki üniversite, sadece mesleki eğitim değil; bireyin entelektüel gelişimi, kültürel birikimi ve sosyal donanımıdır. Para kazanmak her yaşta mümkün; önemli olan kişinin kendini geliştirmesi, bilgiyle donanmasıdır. Üniversite eğitimi bu gelişimin en sağlam temelidir.Gençlerimizi cesaretlendirmek, onları akademik ve kültürel anlamda desteklemek, onları hayata hazırlamak hepimizin görevidir. Eğitimde yaşanan sorunları görmezden gelmeden, çözümler üretmek ve doğru yolda ilerlemek şart.

​Bugün gençlerin zihnine kazınan en büyük düşünce, “nasıl hızlı yoldan zengin olurum?” sorusu. Sosyal medyada parıltılı hayatlar, lüks arabalar ve birkaç tıkla gelen paralar o kadar çekici ki, uzun vadeli planlar ve sabır gerektiren yollar neredeyse yok sayılıyor. Bu durum, üniversiteye olan bakışı da kökten değiştiriyor. Artık birçok genç için üniversite, bir bilgi yuvası, bir kültür durağı değil; sadece para kazanma kapısı olarak görülüyor. “Ne işe yarar bu bölüm?” ya da “Mezun olunca ne kadar maaş alırım?” gibi sorular, maalesef “Ne öğrenirim, nasıl gelişirim?” sorusunun önüne geçmiş durumda.
​Oysa üniversite, sadece bir meslek edinme yeri değildir. Orası, farklı bakış açılarıyla tanışılan, eleştirel düşünme yeteneğinin kazanıldığı, hayatı anlamlandırmaya yardımcı olan bir kültür ve entelektüel gelişim sürecidir. Bir bölüm okumak, sadece o alanın teknik bilgisini almak değil, aynı zamanda sanatla, edebiyatla, tarihle, felsefeyle iç içe geçip, donanımlı bir birey olmaktır. Bu ruhu kaybetmiş bir gençlik, sadece birer “para makinesi” olmaya çalışan, hayattan ve kendinden bihaber bireylere dönüşme riski taşır.
​Beyin Göçü: Gidenlerin ve Kalanların Gerçeği
​Türkiye’nin en parlak beyinleri, ne yazık ki yurt dışına akıyor. En iyi üniversitelerden mezun olmuş, alanında başarılı binlerce genç, daha iyi çalışma koşulları ve daha yüksek maaşlar için başka ülkelerin kapısını çalıyor. Bu durum, ülkemiz için büyük bir kayıp. Elbette yurt dışında başarılı bir kariyer inşa etmek harika bir şey, ancak bazen bu gidişin altında yatan gerçekler göz ardı edilebiliyor.
​Unutulmaması gereken bir diğer nokta ise, yurt dışına sadece “iyi bir okuldan mezun olanlar”ın gitmediği. Üniversite eğitimi almadan şansını deneyenler de var. Fakat bu yolun sonu, sanıldığı gibi her zaman muhteşem bir hayatla bitmiyor. Diplomanın, bir kültür birikiminin ve iyi bir eğitimin getirdiği avantajlar, gurbet elde kendini daha da belli ediyor. Türkiye’deki köklü üniversitelerden mezun olan gençlerin, yurt dışında daha çabuk ve kalıcı başarılar elde etmesinin nedeni de tam olarak budur. Yani sadece gitmek yetmez; iyi bir eğitimle donanmış olmak gerekir.
​Sonuç olarak, üniversiteyi sadece para kazanma aracı olarak görmek, hem bireysel gelişimi hem de ülkenin geleceğini sekteye uğratıyor. Para kazanmak önemli, ancak bu hırsın, eğitimi ve kültürel birikimi yok saymasına izin vermemeliyiz. Gençlere düşen, para kazanma hevesini bir kenara bırakıp, önce kendilerini donanımlı ve bilgili bireyler olarak yetiştirmeye odaklanmaktır. Gerçek zenginlik, cebindekinden çok, beynindeki ve ruhundaki birikimdir.

Gelelim işin siyasi boyutuna;

Bir yanda, gençleri meydanlara, protestolara ve ideolojik çatışmalara çağıranlar… Diğer yanda ise, onlara bilimi, teknolojiyi ve üretimi işaret edenler… Elbette ki, her genç toplumsal olaylara karşı duyarlı olmalı ve etrafında olup biteni sorgulamalıdır. Ancak bu duyarlılığın yönü, sadece tepki göstermek olmamalıdır. Asıl mesele, bu enerjinin nereye kanalize edildiğidir.
​Gençlerimizi sadece sokaklara çağırmak, onların enerjisini ve potansiyelini tüketmek anlamına gelir. Oysa ki bu enerjinin asıl yönü, bilim ve teknoloji olmalıdır. Unutmayalım ki, bir ülkenin geleceği, meydanlardaki kalabalıklarla değil, laboratuvarlardaki beyinlerle inşa edilir. Bir toplumun gücü, sloganların yüksekliğinde değil, ürettiği teknolojinin derinliğinde yatar. ​Bugün, Türkiye’nin savunma sanayisindeki atılımları, bu duruma en güzel örneklerden biridir. İnsansız Hava Araçları (İHA) ve Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) gibi projeler, sadece teknolojik bir başarı hikayesi değildir. Aynı zamanda, gençlere yönelik bir vizyonun ve umudun da göstergesidir. Bu projeler, yeni nesil mühendislerin ve bilim insanlarının yetiştirilmesi için bir zemin hazırlamıştır. Bu, “Sen de yapabilirsin, sen de üretebilirsin” mesajını içeren güçlü bir çağrıdır.
​Gençlerimizi sokaklardan alıp atölyelere, laboratuvarlara ve teknoloji merkezlerine yönlendiren bir anlayışa ihtiyacımız var. Onlara sadece ideolojik kitaplar değil, mühendislik ve yazılım kitapları sunmalıyız. Onları sadece geçmişin tartışmalarına değil, geleceğin keşiflerine odaklanmaya teşvik etmeliyiz.
​Çünkü asıl devrim, sokaklarda değil, zihinlerde başlar. Bir ülkenin kaderi, elinde pankart tutanların değil, elinde lehim makinesi ve kod satırları olanların ellerindedir. İşte bu yüzden, Türkiye’nin geleceği, gençleri sokaklara değil, ufuklara çağıran bir zihniyetle şekillenecektir.

Son güncelleme: 11 Eylül 2025 – 19:18

Reklam

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu