Önce selâm sonra kelâm aziz dostlarım.
Selâm var mıdır Allah’ım selâmın üstüne?
Kelâm var mıdır Allah’ım kelâmın üstüne?
Selâmün Aleyküm…
Bildiğim her şeyi ondan öğrendim; ama bildiğini tam öğrenemedim.
Kalbinden başka delili olmayan adamın, derdinden başka sermayesi de olmazmış. Yazıyı kaleme alırken sordu bu fakir kendine;
Sermayem yok mudur derdimden başka bilmiyorum ya da tek sermayem derdim midir bilmiyorum; ama inşAllah yüce Rabb’im okuyanına sermaye olacak bir dert nasip etsin… Böylece bize de duâ olur ve duâlarınıza emânet edersiniz.
Söz emânetten açılmışken bir iki kelâm emânet edelim gönüllerinize.
Sözün mühendislerine sormuşlar;
Efendim emânet nedir? diye. Verdikleri cevap şu olmuş;
Aldığın nefes, sana bir emânet.
Giydiğin kıyâfet, sana bir emânet.
İmân nuru, kalbine bir emânet, muhâfaza etmen gerekiyor.
Ömür, sana bir emânet.
Evlat, sana bir emânet.
Eş, sana bir emânet.
Mal-mülk sana bir emânet.
Söz, bir emânet.
Bu yazıyı okumak için harcanan zaman, bir emânet.
Saydığım bu emânetleri darmadağın ettikten sonra toplayabilir miyiz yeniden?
Kış gitti gidiyor sayılır, nevbahar geliyor yeni umutlarla.
Cemrelerin ilki düştü dün ve peşi sıra düşecek. Havaya, suya, toprağa düşecek düşmesine de bizim yüreklerimize düşecek mi acep?
Yüreğimizdeki buzul yığınları her dâim yerinde kaldıkça, havaya, suya, toprağa cemreler düşmesi hangimizi ihya eder ki?
Her birimizin yürek yangınları fırsatını buldukça daha da harlanırken, gönül bahçemizin gülleri, sevgiliye derlenecekken, dallarından kırılıp onulmaz bir yara gibi sızı verirken, düşündük mü hiç emânetlere sahip çıkamamanın acısını?
Ömür dediğimiz o güzel sermaye, uzun yolculuk ve içinde yaşadıklarımız öğretmiyor mu bize ya da biz mi anlamak istemiyoruz sabretmeyi?
Rabb’imizin bizim istemediğimiz; ama O’nun takdir ettiği olayları bizlere bir lütuf olarak sunduğunu, şikâyet değil şükür sebebi olduğunu ve bunun mükâfatının da çok hoş olacağını ne çabuk unutuveriyoruz?
Ve hiç düşünmeden elimizin tersiyle itiyoruz, yıllar yılı emek verdiğimiz yaşanmışlıkları ve eğer varsa henüz tadamadığımız yaşanacakları?
Her işte vardır bir hayır deyip teslimiyet bayrağının altında gölgelenmek neden ağır geliyor bizlere?
Kırdıkça, kırıldıkça gönüller, çoğaldıkça kalbimizin siyah noktaları ve birbirimize tahammülsüz oluşumuz daha da arttırmakta çıkmazlarımızı.
Hâlbuki çoğu zaman kapanan bir kapının ardından yeni bir kapı açılmayabiliyor. Ömür dediğimiz can emânetini sahibine geri verme telâşı düşünce yerle yeksan oluyor insanın gönül bağı.
‘’Kalp kırmak, KABE´yi yıkmak gibidir’’ demiyor mu âlemlerin efendisi?
Büyük Türk âlimi Hoca Ahmet Yesevi;
‘’Kâfir bile olsa, hiç kimsenin kalbini kırma.
Kalp kırmak Allah´ı incitmek demektir.’’ sözleri ile pekiştiriyor mu peygamberinin sözlerini.
Gerçek Müslüman sabredici ve affedici olmalı.
Her işte Allah´ın rızasını düşünüp, her kulun gönlünü Allah´ın evi bildiği için, gönül kırmaktan çok korkmalıdır.
Hatta yüzde yüz haklı olduğu konuda bile her dâim hoşgörüyü elden bırakmamalıdır.
Çoğu zaman bizler bildiğimizi okumaya, kırıp dökmeye, gemileri ve limanları ateşe vermeye, dönüşü olmayan çıkmazlara sapmaya ısrarla devam ediyoruz.
İncir çekirdeğini doldurmayacak mevzular için en yakınlarımızı gözümüz görmüyor bazen.
Oysa ‘’Ya kırdığınız kalbi ALLAH (cc) seviyorsa?’’ derken Mevlânâ Hazretleri, öylesine bir sınıra dikkat çekiyor ki, âdeta ateşle imtihana işaret.
Gönlümüzü hırs, aç gözlülük, riyakârlık, ikiyüzlülük, yalancılık, dalkavukluk gibi boş kötü huylardan arındırmadıkça zaten iyi şeylerden bahsetmek lafügüzaf olur zannımca.
Gönlümüzü ve gözümüzü karartıp ne ana, ne baba, ne de kardeş demeyip yakıp yıkarken, esir olmuşken öfkemize hiç düşünemiyorken sonucunu…
Nihâyetinde de nedâmet duygusu ve amel defterine eklenmiş günahlarla terk ederken âlemi, keşke bir hak daha verse de Rabb’im telâfi etsem hatalarımı çabası ile son noktayı koymamak adına, aziz dostlar vakit öfkemizi yenebilmenin, bize emânet edilen değerlerin kıymetini bilme vakti…
Bâkî selâm ve muhabbetlerimle…
Son güncelleme: 21 Şubat 2020 – 12:37




Var oluşun, nefesimizin hesabını muhasebe ederken, bir tevekkül nidası ilişiyor yüreğe..
Bu yazıyı okurken tevvafukun bu kadarı olur ancak diyebiliyorum. Yüreğinize sağlık