Selâm var mıdır Allah’ım selâmın üstüne?
Kelâm var mıdır Allah’ım kelâmın üstüne?
Önce selâm, sonra kelâm değerli dostlar.
Selâmün Aleyküm.
Rabb’imizin rahmeti, bereketi, mağfireti, irfânı, ihsanı cümlemizin üzerine olsun.
İki cihan güneşi peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) üzerine sonsuz salât ve selâm olsun.
Şöyle bir bilgiyle girizgâh yapalım bu haftaki yazımıza.
‘’Yol ve yolculuk, insanlık tarihi kadar eskidir. Yolculuk Hz. Âdem’den (as) beri insanlığın hayatında var olagelmiştir. Tarih; göçlerin, seferlerin, ayrılık ve kavuşmaların hikâyeleri ile doludur.
Yol ve yolculuk teması, Türk edebiyatında da birçok yazar ve şâir tarafından kullanılmıştır. Yol kavramını şiirde en çok kullanan şâirlerden birisi de Faruk Nafiz ÇAMLIBEL’dir.’’
Yolculuk; aynı zamanda bir ayrılık düşürür yüreğe.
Anadan, yârdan, sıladan ayrılmanın verdiği acıyla yürek ‘’kaldır üstümdeki kara bulutları, kaldır’’ feryadını avaz avaz susmaktadır, ardında bıraktığı gözü yaşlı sevdiklerinin hüzünlerinin daha da katlanmaması için.
Öyle değil midir değerli dostlar?
Hangimiz anamızdan, babamızdan hayır duâsını alıp ayrılırken hüzünlenmedik?
Bembeyaz gelinliği giyip babanın elini öpüp anaya son sarılışla acılarını, hüzünlerini, sevinçlerini baba ocağında bırakıp yeni yuvasına uçmadıkbir kız var mı?
Kınalı kuzular misâli ellerimize kınalar yakılıp vatanî görev için baba ocağından peygamber ocağına hicret ederken gözyaşlarını içine akıtmayan bir erkek var mı?
Zamanla bazı şeyler, her birimizin içini acıtacak.
Bir gün annemizi başımızda göremeyeceğiz, acıtacak…
Babamızı toprağa koyacağız, acıtacak…
Birini seveceğiz, birine âşık olacağız, ona kavuşamayacağız, acıtacak…
Hayat acıtacak ki, insan olduğumuzu anlayacağız, şu fâni dünyada bâkî kalamayacağımızı anlayacağız.
Yaralarımızın kabukları olmasa, arada bir kanamasa, nasıl hissedeceğiz biz bu hayatı?
Kimimiz bu acıyı hemen dışa yansıtırken, kimimiz o an gizleyip içine atmadı mı?
Bazımız derdini daha derinden hissederek ‘’yüzünü görmedim günün; ama çok gördüm üçünü gecelerin’’ demedi mi?
Daha da dertli olanımız, bizim gibi kalemi eline alıp ‘’dilek diye, yaralarına kabuk bağlamadı?
‘’Dışımda yerim yoktu, hep içime ağladım’’ demedi?
İşte şâir de vefâsız yârinden ayrılığın verdiği acıyla şöyle seslenir bu dünyaya:
Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git…
Bir yarın göçtüğünü, çöktüğünü bir dağın,
Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!
Yavrusunun yoluna dalan bir dul bakışı,
Andırıyor ışıksız evinde pencereler.
Biraz yeşermek için beklesin artık kışı,
Çağlayansız yamaçlar, suyu dinmiş dereler.
Bir sarı yaprak gibi düştü gönlüm yoluna,
Buğulu gözlerimden geçmediğin gün olmaz:
Benim kadar titremez hiçbir yiğit oğluna,
Hiçbir ana kızına bu kadar düşkün olmaz.
Bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü,
Alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim.
Değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,
Kimlerin rüyâsına girdiğini bilirim.
Gözlerimi gün gibi kamaştıran yüzünü,
Daha candan görürüm senden uzaklaşınca.
Sararırsın dönüşte görünce öksüzünü:
Bir gelinlik kız olur aşkım senin yaşınca.
Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git.
Bir yarın göçtüğünü, çöktüğünü bir dağın,
Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!
Yolundan gidenlere selâm olsun.
Bâkî selâm ve muhabbetlerimle…
Son güncelleme: 27 Mart 2020 – 14:28



