Selâm var mıdır Allah’ım selâmın üstüne?
Kelâm var mıdır Allah’ım kelâmın üstüne?
Önce selâm, sonra kelâm değerli dostlar.
Selâmün Aleyküm.
Rabb’imizin rahmeti, bereketi, mağfireti, irfânı, ihsanı cümlemizin üzerine olsun.
İki cihan güneşi peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) üzerine sonsuz
salât ve selâm olsun.
Dün bir televizyon kanalında sohbet programına rast geldim. Konu ve konuk
gerçekten derûnî. Sunucu kardeşimiz konuğuna bir soru yöneltti; ama sorduğu
sorunun cevabını dinlemek yerine elindeki kâğıda bir şeyler yazıp çizmeye başladı.
Bir insanı dinlemenin kendisi, başlı başına bir tedavidir.
Bu manzaraya şahit olunca Mevlana’nın şu sözü geldi aklıma,
‘’Bir insanı dinlemek, dumanla dolmuş bir evin içine, bir pencere açmaya benzer.’’
İnsanın yaratılışı, dinleme merkezlidir. Mesela biz anamızın dilini, konuştuğumuz
dili, annemizi dinleyerek öğrendik hem de hiç konuşmadan.
Fakat günümüzün temel sorunlarından birisi ya dinlememek ya da çok konuşmak.
Karşımızdaki konuşurken onu dinlemiyoruz, acaba sıra bana ne zaman gelecek
derdine düşüyoruz! Sonuç itibariyle de sorunun çözümüne ulaşamıyoruz.
Geçenlerde değerli bir dostumla muhabbet ettik bu konu üzerine. Kendisi adliyede
çalışıyor.
‘’Gelenleri dinliyor musun? Diye sordum. Çünkü oraya gelenleri dinlemek ve ona
göre yönlendirmek lazım.
Hocam, geçenlerde bir olay yaşadım dedi ve başladı anlatmaya.
Bize denetim serbestlikten çıkanlar geliyor, haftada bir ya da belirli zaman
dilimlerinde imza atmaları gerekiyor dedi.
Yine öyle durumda olanlardan biri geldi, imza atarken bir taraftan da bana bakıyor,
ama bakışı çok iyi bir bakış değil. Normal bir memur mantığının ne yapması lazım,
imzayı atıp göndermesi değil mi?
Dur, şunu bir konuşturayım, bir dinleyeyim diye içimden geçirdim.
Hayırdır kardeşim, birine mi benzettin, neden çok dikkatli baktın? Diye sordum.
Sen, falan cezaevinde çalıştın mı? Diye sordu. Ben anladım tabi mevzuyu, hayır,
çalışmadım dedim.
Belli ki bahsettiği cezaevinde, benzettiği kişiyle olumsuz olaylar yaşamış. Otur, bir
çay ikram edeyim dedim.
Nedir seni bu kadar öfkeyle baktıran sebep? Diye sordum.
Cezaevindeyken bana çok kötü davrandı diye anlattı.
O olsaydım, ne yapacaktın bana? Diye sordum.
Teferruata girmeyelim, ‘’olayın sonu katil olmaya kadar giderdi’’ dedi.
-Sevdiğin biri var mı? Diye sordum.
-Var, görüşüyoruz dedi.
-Annen, baban var mı? Diye sordum.
-Var.
-Bir işe girdin mi?
-İyi kötü çorbamı kaynatıyorum dedi.
Peki, bu dediğini yapsan, malum burası küçük bir yer, ister istemez bir yerde denk
gelirsin. Neleri kaybedeceğinin farkında mısın? Diye sordum.
Sevdiğini, işini, ananı, babanı kaybedeceksin. Daha da kötüsü belki çıkmamak
üzere yine aynı yere gireceksin. Değer mi bunlar için diye anlattım.
Dedim, ‘’boş ver, Allah’a havale t, o bir yanlış yapmış, sen bari o yanlışa düşme,
sen hayatını mahvetme, gel ben dinle’’ diye nasihat etmeye gayret ettim.
Sonuç çok ilginç değerli dostlar,
İki hafta sonra yine imzaya geldi.
‘’Abi sana bir sarılayım’’ dedi.
Ben, bu haftaiçi çarşıda gördüm onu. Oydu, tanıdım.
Ne yaptım biliyor musun? Yolumu değiştirdim.
‘’Ama seninle konuşmasaydım, sen beni dinlemeseydin, ben onun orada canını
okurdum’’ diye anlattı.
Dinlemenin önemini ortaya koyan güzel bir yaşanmışlık öyküsüydü sizinle
paylaştığım.
Toplumumuzun temel problemlerini özetlemeye çalışsak birçok madde çıkar
önümüze. Diyeceksiniz ki ‘’ben mi çözeceğim onca problemi?’’
Haklısınız, buna gücümüz yetmez; ama kendi yanlışlarımızı düzelttiğimiz zaman
yeryüzünden bir yanlışı kaldırıp, yeryüzüne bir doğruyu hediye etmiş olmaz mıyız?
Bu zor olmasa gerek.
Toplum olarak çoğumuz okumuyor, bu temel bir sorun; ama asıl sorun şunlar;
Okuyoruz, anlamıyoruz.
Anlıyoruz, anlatamıyoruz.
Anlatıyoruz, yaşamıyoruz.
Yaşıyoruz, yaşatamıyoruz.
Yaşatanı da yaşatmıyoruz.
Bu sebeple değerli dostlar;
Okuyalım, orada kalmayalım, anlayalım.
Anlayalım, orada kalmayalım, yaşayalım.
Yaşayalım, orada kalmayalım, yaşatalım.
Yaşayalım, orada da kalmayalım, yaşatanı, yaşatalım.
İnsanlığın önüne de hiçbir ünvanı koymayalım.
Unvan merkezli değil, insan merkezli olalım…
Bâkî selam ve muhabbetlerimle…
Son güncelleme: 5 Haziran 2020 – 11:08



