Kelâm var mıdır Allah’ım kelâmın üstüne?
Selâm var mıdır Allah’ım selâmın üstüne?
Selâmün Aleyküm değerli dostlar…
Bu hafta Arakiyeci İbrahim Efendi’nin yaptırmış olduğu caminin hikâyesini paylaşacağım.
1500’lü yılların Topkapı’sında yaşayan bir Arakiyeci İbrahim Ağa vardır.
Surların dibinde, küçücük bir kulübede, namaz takkeleri (arakiye) örüp satarak geçimini sağlayan fakir bir takkecidir.
İbrahim Ağa, engin bir tevazu ve tevekkül içinde takke yaparak geçinen kanaatli bir adamdır.
En büyük arzusu ise bir camii yaptırmaktır. Onun bu isteğini bilen arkadaşları bazen ona takılır:
– ‘’İbrahim Efendi, daha ekmeğini zor kazanıyorsun camiyi neyle yaptıracaksın’’ derlermiş. Fakat Takkeci İbrahim Efendi, hiçbir zaman ümidini yitirmez, devamlı duâ edermiş:
– Umulur ki derya tutuşa, dermiş. İçinde beslediği cami yaptırma arzusunu hiçbir zaman kaybetmemiş.
Bir gece rüyasında:
– ‘’Bağdat’a git, Köprünün karşısında hurma ağacının altındaki asmada senin üç üzüm tanesi kısmetin vardır, onu al ye!’’ diyen bir zat görür. Üç üzüm tanesi için aylarca sürecek meşakkatli ve tehlikeli bir yolculuk gözü alınabilir miydi? Bunun için İbrahim Ağa rüyasına pek ehemmiyet vermedi. Fakat ertesi gece ve daha birçok gece bu rüya tekrarlanınca bu işte bir iş var dedi kendi kendine.
– ‘’Bağdad’a git, üç üzüm tanesi kısmetini al!’’
Bunun üzerine İbrahim Ağa hazırlanıp aylar sürecek o yolculuğa koyuldu Bağdat’a doğru. Rüyasında gördüğü o köprünün karşısındaki bir aşçı dükkânın peykesine oturdu. Gözüne, hurma ağacına sarılmış bir asma ilişti. Kalkıp olgun bir salkımdan, üzümün en üst tanesini koparmaya çalıştı ve üç tane üzüm tanesi kopararak yedi.
Bu sırada orada oturan ihtiyarın dikkatini çekti bu durum.
Selâmün Aleyküm diyerek sordu bizim İbrahim Ağa’ya.
– Hayırdır, ne yapıyorsun?
– İbrahim Ağa, üzüm yemeğe çalışıyorum diye cevap verdi.
Adam:
Neden alttakilerden yemiyorsun da illede üsttekilere ulaşmaya çalışıyorsun? diye sordu.
İbrahim Ağa:
Üsttekiler hoşuma gitti deyince, adam pek inanmamış olacak ki bu duruma ve ısrarla sordu, yok yok bu işte başka bir iş var diye. İhtiyar ısrarla sormaya devam edince:
Peki, gel, oturalım da anlatayım dedi ve başladı rüyasını anlatmaya bizim İbrahim Ağa.
‘’Ben İstanbul’dan geliyorum. Rüyamda, Bağdat’a git, orada bir asma ağacı var, o asmada üç tane üzüm var. O üzümler senin nasibindir, ye!’’ dendi.
Rüyayı dinleyen ihtiyar adam başladı kahkaha ile gülmeye:
‘’Ya Allah aşkına, tâ İstanbul’dan kalkıp Bağdat’a bu üç üzüm tanesi için mi geldin? Ne saf adammışsın be birader’’ der.
Ben de üç seneden beri rüya görürüm ve bana da derler ki;
İstanbul’a git. Surların orada bir Arakiyeci İbrahim Ağa var. Onun evinin arka bahçesinde bir küp altın var. Onu al.
Ben o bir küp altın için İstanbul’a gitmedim. Sen, üç üzüm tanesi için kalkmış Bağdat’a gelmişsin.’’ der ihtiyar adam.
İbrahim Ağa mevzuyu anlar ve ‘’Eyvallah erenler, bana müsaade’’ deyip, hemen döner İstanbul’a, gözünde sevinç ve yüreğinde mutlulukla.
İstanbul’a gelir, evin arka bahçesini kazar, bir küp altını çıkarır ve o Arakiyeci İbrahim Ağa Camii’ni yaptırır.
Yolunuz düşerse, İstanbul Zeytinburnu’nda Maltepe Mahallesi’nde, eski Edirne yolu üzerinde bulunan bu güzide camide namaz kılın ve İbrahim Ağa’ya da bir Fatiha okuyunuz derim.
Değerli dostlar;
Takkeci İbrahim Ağa imtihanını başarıyla vermiştir. Önce fakirliğiyle, sonra da zenginliğiyle…
Evet, insanlar fakirlikte de imtihandalar, zenginlikte de… Fakirlik imtihanı sabırla, zenginlik imtihanı ise infak ile başarılır.
Aslında bu biraz nasibi de anlatır. Hani bazen ayağımızın dibinde olan nasibi bulmak için bütün dünyayı dolaşmamız gerekir.
Rabb’im o nasibin farkına varan kullarından eylesin cümlemizi.
Ahret akçesi olacak nasiplerle nasiplendirsin.
Necip Fazıl merhum diyordu ki,
‘’Hasis kuyumcu, kendine bir başka kese diktir.
Âhirette geçer akçe neyse, onu biriktir.’’
Bâkî selâm ve muhabbetlerimle…
Son güncelleme: 20 Aralık 2019 – 18:54



